Napoli - SPAL maç yayini izle 18 Subat

Napoli - SPAL maci bitmistir



















Mesut Özil'den Mourinho'ya olay sözler! Arsenal forması giyen Türk asıllı Alman futbolcu Mesut Özil, Hürriyet'ten Ayşe Arman'a özel röportaj verdi. 'Futbolun Büyüsü' adlı kitabı Türkiye raflarında yer alan Özil, futbola başladığı günden bugüne kadar yaşadıklarını anlattı. Mesut Özil'den Mourinho'ya olay sözler! ‘Futbolun Büyüsü’ adlı kitabında hayat hikâyesini anlatan Arsenal’li ünlü futbolcu, Mesut Özil; “Kendimi bildim bileli bana ne olduğum soruldu. Ben sadece o ya da bu değilim. Ben ikisiyim. Evde Türk kültürüyle büyüdük. Dışarıda, okulda, futboldaysa Alman kültürüyle. Böyle olunca ortaya benim gibi bir adam çıkıyor. Alman Milli Takımı’ndaki ilk maçımdan önce hakaretler yüzünden internet sayfamı kapatmak zorunda kaldım. Oysa Almanya’yı seçme kararım, Türkiye’ye karşı alınmış bir karar değildi.” Bırakamadım elimden... Ayşe Arman: Futbol kitabı değil, hayat kitabı. Türk mü Alman mı olduğunu sürekli tartıştığımız, Alman Milli Takımı’nı seçtiği için meseleyi ‘kişisel’ algıladığımız, hatta kimilerinin sırf bu yüzden gönül koyduğu efsane oyuncu Mesut Özil, kendi macerasını anlatan çok sıkı bir kitap yazmış. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Adı ‘Futbolun Büyüsü’. Biz, starların kendi öykülerini bu kadar şeffaf yazmalarına alışık değiliz. O bozulur, bu bozulur. Ama Mesut Özil öyle yapmamış, meseleyi “dan” diye Alman direktliğiyle ortaya koymuş. Yaşadığı tüm zorlukları, yoklukları anlatmış. Çok çok komplekssiz yazmış. Ağzın açık okuyorsun. Özil, Almanya’da beş defa yılın futbolcusu seçildi. 20 yaşındayken milli takımda oynamaya başladı. Dünyanın en iyi futbolcuları ve teknik adamlarıyla çalıştı. José Mourinho ile çalıştı, daha ne olsun! Real Madrid’de oynadı. Sayısız şampiyonluk kazandı. 2013’te rekor bir transferle Arsenal’e geçti. Aldığı para (42.5 milyon Euro) çenemizi yordu! 2014’te Alman Milli Takımı’yla Dünya Kupası’nı kaldırdı. Ve hâlâ dünyanın en önemli futbolcularından biri. Almanya için oynuyorum Türkiye’yi kalbimde taşıyorum Hayatın boyunca “Türk müsün Alman mısın? Ne kadar Türksün, ne kadar Almansın?” diye sorulmuş ya sana... Baygınlık geçiriyor musun? - Yok, alıştım! Ama evet, kendimi bildim bileli bana ne olduğum soruldu: “Kendini daha çok Türk gibi mi hissediyorsun yoksa Alman gibi mi? Hangi tarafın özellikleri daha ağır basıyor?” Sen ne dedin? - Öylece suratlarına baktım. Bu toptancı anlayışı sevmiyorum. Ben sadece o ya da bu değilim, öyle ya da böyle değilim. Ben ikisiyim. Ben hepsiyim. Peki adın Mesut değil de Matthias olsaydı, futbol hayatın küçükken Almanya’da daha mı kolay olurdu? - Belki de... Bunu zaman zaman ben de düşündüm. 10-12 yaşlarındayken genç takımların seçmelerine katılıyordum. Topu, slalom çubuklarının arasında uçarcasına sürüyordum. Attığım şutlar, kalecinin kulaklarını sıyırıyordu. Ama buna rağmen, genç takımına seçilenler arasında hiç yer almadım. Benden iyi olmamalarına rağmen ismi hep Matthias, Markus ya da Michael olan çocuklar seçiliyormuş gibi geliyordu bana. Ama önemli olan şimdi olduğum yer. Zoru başarmak daha güzel. Annem bizim için kendini feda etti Peki Almanya’da büyüyen bir Türk olmak sana neler kattı? - Dört kardeşiz. Evde Türk kültürüyle büyüdük. Dışarıda, okulda ve futbolda ise Alman kültürüyle... Bence iki kültürü de tanımak ve içinde olmak dezavantaj değil, aksine avantaj ve büyük zenginlik. Gerçekten Alman gibi düşünüp Türk gibi mi hissediyorsun? - Evet. Okulda ve futbol akademisinde Alman kültürünün değerleriyle yetiştim. Evde ve ailede ise Türk kültürünün. Böyle olunca, ortaya benim gibi bir adam çıkıyor. Alman gibi düşünüp çalışan, Türk gibi hisseden... Peki Alman gibi hissedip, Türk gibi düşünseydin ne olurdu? - Nasıl bir adam olacağımı ancak Allah bilir! Kitapta, anaokuluna bile gidemediğini anlatıyorsun. Annen ve babanın seni gönderecek parası olmadığı için. Ne kadar büyük bir yokluktan söz ediyoruz? - Çok büyük bir yokluktan! Annem bir okulda temizliğe gidiyordu. Hademelik yapıyordu yani. Üstelik günde iki vardiya. İlk vardiya, saat 7.00’den 16.00’ya kadar. Sonra 19.00’dan 22.00’ye bir vardiya daha. Yine de hiç yakındığını duymadım canım annemin! Bazen etrafta kimsenin olmadığını sandığı zamanlar, çalışmaktan kamburu çıkmış sırtını tutup gerinirdi. Resmen bizim için kendini feda etti. Hayattaki tek gayesi, ailesini geçindirebilmek ve çocuklarına iyi bir gelecek verebilmek oldu. N’apsam onun hakkını ödeyemem. Baban? - Babamın da her kuruş için savaşması gerekiyordu. Önce bir deri fabrikasında çalıştı. Sonra bir kahvehane ve büfe işletti. Ardından bilardo salonu açtı. Sonra da Opel’e işçi olarak girdi. İşşiz kaldığı zamanlar da oldu. Bize iyi bir yaşam sunabilmek için kendisini sürekli yeniden yaratması gerekti. Çok zorluk çektik ama şükür ki birbirimize bağlı bir aileydik, hâlâ öyleyiz.

Hiç yorum yok: